Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde binlerce yabancı öğrencinin öğrenim gördüğünü biliyor musunuz?  Üniversite içerisinde ne zaman etrafıma bakınsam bu etrafta gezinen öğrenciler bana her zaman aynı duyguyu yaşatıyor. Öncelik amacı, okumak, meslek sahibi olmak, ülkesini ve ülkemizi gururla tanıtmak olan bu gönüllü elçilerimizin, öncelikle bu uzak diyarlara gelebilme cesaretini kutluyorum. Ev sahibi olarak bu öğrencilerimize sahip çıkmak, onlara eğitim-öğretim hayatında el uzatabilmek bize düşen pay olmalıdır. Yalan bile söylese, hatta bu yalanlar sana zarar bile verse sağlıklı ilerlemenin yolu onları anlamaktır. Tıpkı kendi çocuğunuz, kendi evladınız gibi.
O halde biraz psikolojiye inelim.  Evinin kapısında ayakkabıları ayağına geçirdiği, etrafına son bakış attığı, şehrine, ülkesine veda ettiği son dakikalarına.  Aynı semt içinde taşınmak bile insanın dengesini altüst etmeye yetiyorken, binlerce kilometre yollara düşmek. Bazen diyorum ya: ‘Siz çılgınsınız.’
İnsan taşınırken bile zorlanıyor. Nasıl olacak, nasıl taşınacak? Bu kadar iş nasıl bitecek? Ya masraflar? Ha deyince nasıl olacak? Yıllarca oturduğum bu dört duvar mıydı? Komşum da iyiydi ama neyse? Ev taşırken günlerce düşünüp durursun. Aklın hep orada kalır, hatıralar yeniden canlanır ve gitmekte zorlanırsın ama yine de gidersin ve yeni evde yeni yıkanmış pırıl pırıl perdelerini asarsın. Nasıl olsa aynı şehir, sadece farklı durakta inip bineceksin.
Kaldığın o mahalle, bakkal, fırın, komşular, evler, sokaklar. Kim bilir kaç kış üzerine kar serpişti o sokakta. Kaç kez hasta oldun kapıdan içeri kendini zor attın. Tam içeri girdin ekmek almadığını hatırlayıp bir hışımla tekrar kapıdan dışarı fırladın. Kaç kez çayın altı açık kaldı, geri döndün ve ocağın kapalı olduğunu gördün.  Alıştığın yerlerden, sevdiklerinden, o ana kadar tanıdığın, bildiğin, gördüğün her şey kilometrelerce uzağındadır. İlk fırsatta soluğu gidip orada alırsın. Zamanla bu durum seni yavaşlatmaya başlar ve usulca kalabalığın arasındaki herhangi biri olursun.
Ya ülkeden ayrılmak? İşte, bu gerçekten zordur. Şu ana kadar yazdıklarımı unutun. Bir valiz, bir sırt ve bir el çantasına sığdırdığın eşya ve pasaportunla bilinmez bir maceraya doğru yola çıkmak. Gittiğin şehir, üniversiten, seni bekleyen tanıdık ve tanımadık insanlar.  Bu dünyanın içinde en güzel hissettiren şey buraya gelme sebebindir. Öğrenci olmak. Kendi ülkenin insanlarından uzak durmak sana öğretilen ilk şey olmasına rağmen, kuracağın dostluklar, yiyeceğin kazıklar, kim bilir hayatına neler katacak? Henüz farkında bile değilsin.
Sınır kapıları bambaşka duygular yaşatır. Ülkeni ve aileni geride bırakırken kimi zaman uzay boşluğunda yörüngesini bulmaya çalışan küçük bir gezegen olursun.  Kültürünü bilmediğin, dilini yeni öğrendiğin, yemeklerini bile komik bulduğun bambaşka bir dünyaya adım atarken, beyin hücrelerin hiç olmadığı kadar hızlı çalışır. İyi insanlar da var bu yer kürede ve gittiğin yerde onlardan çok olması uykuya dalmadan önceki son dilektir.
Bu çalışma yıllarında benim için önemli olan bu çılgın öğrencilerin kendi ülkelerinde ihtiyaç duydukları evrakları hazırlayabilmek ve Üniversitemizin uluslararası gelişimine faydalı olabilmektir. Sonuç? Faydalı olabildiğinin kanıtıdır. Öğrenci sayısındaki artış ve bu artışla Türkiye’deki diğer üniversiteler arasında farkındalık yaratabilmektir. Türkiye İhracaatlar Birliğindeki sıralamaya baktığımızda, bu başarıyı gözle de görebilmekteyiz.
Elbette her zaman her şey güllük gülistanlık olmayacak, nüfus arttıkça problemlerin artması kaçınılmaz olacaktır. Fakat bundan hiçbir zaman endişe duymadım.  Uluslararası düzeyde gelişmiş bir üniversite, öğrenci sayısındaki artışıyla doğabilecek problemlerin önüne geçebilecek,  gerek akademik düşünüşünü ön plana çıkararak gerekse kampüs imkanlarını arttırarak her türlü zorlukların üstesinden gelebilecektir. En önemlisi de bu işi iyi bilen personeline güvenerek yapmasıdır.  Zira nefes almadan çalışabilmek, eğitimini ve tecrübeni yaptığın bu işte kullanabilmek ‘elle dokunur olabilmenin’ temel taşıdır.
Sevgili dostlar.
YÖK’ün
üniversitelerde Uluslararası Öğrenci Ofislerine start vermesi, benim İlahiyat Fakültesine veda etmem ve Uluslararası Öğrenci Ofisi’nin kuruluşunda bulunmam ‘bir kapının kapanıp başka bir kapının açılmasına’ güzel bir örnektir. Öyle olmasaydı Behzad’la, Murad’la,  Gashgay’la, Gayret’le, firuza’yla, Gülşat’la, Gonca’yla, Yazdurdu’yla, Haydar’la, Şebnem’le, Sahand’le, Zekeriya’yla, Bayram’la, Abdidızak’la, Muhammet’le, Ahmed’le, Mervan’la Ömer’le, her gün konuştuğum, görüştüğüm, birbirinden zeki bu gençlerle tanışamazdım.
Önceki yazımızda da vurguladığım gibi: ‘Her işte bir hayır vardır.’
Khoda hafez(Hoşça kalın)!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Muhammed Sapayev Charmuradovic 2 hafta önce

Harika

Avatar
Heydar Ahmadov 2 hafta önce

Bize de seni armagan ettigi için, herzaman minnettar olucaz OMÜ ye :)

Avatar
Firyuza Yoldaşowa 2 hafta önce

Hocamm yine çok duygulandırdınız...

Avatar
Sahand 2 hafta önce

Öncelikle teşekkür ederim yabancılara herzaman kendi kardeşiniz gibi davranmanızdan... Bazı insanların aklı bir ırk,bir gurup yada bi millet için çalışır ama bazı insanların aklı insanlık için çalışır...bu düşünceleriniz ve başka insanların pozisyonundan dünyaya yaklaşa bilmeniz çok güzel... bu görüş ne kadar içinizdeki insanı geliştirdiğinizin bi kanıtı...sizin gibi iyi kalpli ve geniş görüşlü insanlara her zaman heryerde ihtiyaç var...sevgiler

Avatar
akademisyenkardeş 2 hafta önce

Samimi, içten bir yazı... Bu kadar pozitif olmak, ne bileyim hem üzdü hem endişelendirdi. Emeğe ve yüreğe saygının değeri olmadığı gibi artık beklentisi de yok. Bunu da yazın yasemin hanım. Size mail atacağım. Sevgiler.

banner4

banner1