Saki bekler, Hayyam içer de biz bakar mıyız?
Samsun’da mekanlar dolup taşarken, biz de ondan aşağı değiliz.
Peki, bir kere sorduk mu ‘neden içiyorsun?’ diye…
Hadi benim kredim var, icra, haciz, banka, ev sahibi, çocuklar, yetmiyoo…
Peki, senin derdin neydi, be kardeş?
DİYE SORDUK MU?
Sormadık.
O zaman kimseye küsme, sormazsan sormazlar Hamza ciğerim.
Peki, Hayyam içti, biz ondan nefret mi ettik?
Hayır, elbette nefret etmedik.
Rubaileri nefes verdi, keyif verdi, belki de hayata tutunmak için sebep verdi.
En çok takıntılı olduğu şey olan adaleti, her fırsatta gözümüze soktu.
Yoksula zulüm eden her türlü şeyden nefret etti.
Ve aslında o bize çoook önce sormuştu.
Yerküre, fakire zengine, iyiye kötüye, kadınına erkeğine kucak açmadı mı?
Pek çok sultan, padişah yine burada hüküm sürmedi mi?
Adaletli ya da adaletsiz nice hükümranlıklara sahne olmadı mı bu topraklar?
Evvel zamanda yaşamış paşa gönüller, peki şimdi nerede?
Bilmiyorum!..
Yıllarca hükümdarlık kuranlar, asanlar, kesenler, halkı korkudan zıplatan onca devletlüden geriye ne kalmış? Haydi arayalım, bakalım, onlardan geriye ne kalmış!...
Bilmiyorum. Yani, ara ki bulasın!
Gazete sayfalarında, köşe yazılarında, dergilerde mutlaka bir dörtlüğüne rastladığımız Ömer Hayyam, sorularını, yani gizemli sır kapısının anahtarını kuzenin (Testinin ) içine atmış ve sorduğu soruların cevaplarını yine ‘Toprak Testi’nin içine saklamış.
Bir sır gibi!..
Hayyam için gecenin örtüsü, sır dolu bir testinin karanlık dibidir.
Ve bu muamma, her şeyden önce sakinin yani tanrının elindedir.
Saki şarabı testiye koyduğunda aslında tanrı ruhu bedene koymuştur.
İnsan bedeni yani testi, yaşamla beslenmiş, dünyaları içine sığdırmış, ruhları içine sığdırmış bir kaptır.
Ona göre ruh veren saki, sır kapısının yani bu kabın anahtarını elinde tutandır.
Yaşamı adaletle, aşkla besleyen asıl kaynaktır. İnsan ruhu yani şarap, sakide hayat bulur.
Kırılsa bile dökülen ruh, yine toprak olur, en nihayetinde testiciye ulaşır.
“Bir bakarsın, tekrar kadeh olmuş…
Bir bakarsın toprakta yeşeren bir gül…”
Hayyam’ın şarap felsefesi, Acem tarihinde pek çok şaire ilham kaynağı olmuş, vermek isteği özün temelini oluşturmuştur.
Şarap ona göre yaşamın dengesi, bir ölçüde eşitlik sembolüdür.
İster mecazi bir anlam içerisinde yorumlayalım, ister ilahi boyutuyla değerlendirelim, testi (kuze), şarap ve kadeh, ona göre maddi dünyanın mihenk taşlarıdır.
İnsan ölür, toprağa karışır, testici topraktan kadeh yapar...
Padişah ölür, toprağa karışır ve testiciyi bekler!..
Kimisi kadehin sapı olur, kimisi dibi...
Kimisi de sevgiliğinin dudağının dokunduğu kadehin ağzı!..
Saki ise testiyi doldurur, ona can verir...
Bu da bir çeşit adalettir, Hayyam'a göre...
Yeryüzü coğrafyası her zaman olduğu gibi ev sahipliğine devam edecek,  şu dünyaya gelen ve sonra da göçüp giden misafirlerini uğurlayacaktır.
O zaman sözü şaire bırakma zamanıdır, ruhlar daha fazla üşümesin diye…
Yıldız ve ay her zaman gökte olacak.
Saf şaraptan iyiyi sanma bulacak.
Şarap satan insana ben çok şaşarım,
Satıp, ondan güzel bir mal mı alacak…
Hoşça ve dostça kalın!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner4